ADs

Şeytanın bile aklına gelmeyecek oyunlar bunlar!

Bedir Acar

Hani sen sanatçıydın, hani sanatçı dediğin ‘Adam değil, yalnızca rol keserdi!’

İstemediğin bir oyun olunca bin dereden su getireceksin, gerekirse istifa edeceksin, emekliliğini isteyeceksin, oyunun başlamasına bir gün kala ‘hoop vazgetim’ deyip dilekçeni geri çekeceksin. Hin oğlu hin olup mevzuatta ne kadar açık varsa hepsini ezberleyeceksin.

Çok mu zorda kaldın, kahretsin, mecburen sahneye mi çıktın, o zaman da sanki silah zoruyla oynatılıyormuş gibi gönülsüz, berbat bir oyunculuk sergileyeceksin. Ve bütün bunları milletin, devletin parasıyla yapacaksın. Sonra da utanmadan 3200 lira primim ödenmedi, ‘Çingene bunlar’ diye çemkirecek, magazin yazarlarına ağlayacaksın!

Bir yanda dizilerde, filmlerde boy gösterip, öbür yanda yıllardır sahnesine bile çıkmadığı Devlet Tiyatrosu’ndan çatır çatır maaşını alan Tarık Ünlüoğlu feryadı başmış: Devlet Tiyatrosu primimi ödemedi! Bu nadide sanatçımız, sirkatin söylerken şecaat arzediyor, kendisi söylüyor; 4-5 yıldır da oyun oynamıyormuş. Onu da eksik söylüyor, neredeyse 7-8 yıldır oynamıyor ama çatır çatır maaşını alıyor, primi de yeni kesilmiş... Eh yani Devlet Tiyatroları... Bazı adımları atmakta bu kadar mı geç kalınır!

Bu oyuncular nasıl oluyor da oynamadan maaş alıyorlar? Girişte bahsettiğim hin oğlu hin yöntemlerle... Kimbilir daha ne yöntemler; Şeytana bile pabucunu ters giydirecek ne numaralar var bunlarda. DT’de böyle de İstanbul Şehir Tiyatroları’nda farklı mı durum? Pek farklı olmadığını ‘Hastayım’ deyip oyun kabul etmeyen ama hasta haliyle (!) dizi setlerini mekan tutan Sema Keçik’in iş akdinin feshedilmesinden anlıyoruz.

Kültür Bakanı Mahir Ünal’ın ‘Memur sanatçı’dan yakınması boşuna değil. Geçen yıllarda Şehir Tiyatroları Necip Fazıl’ın ‘Para’ oyununu oynadı da, sanatçılar ellerinden gelen kötülüğü ardlarına koymadılar.

***

Yazık! Halbu ki içlerinde ne iyi insanlar var. Tiyatroya inanmış, gönül vermiş, işini ibadet aşkıyla yapan oyuncular var. Anadolu’da İstanbul’da onca tiyatro sevdalısı oyun sırası beklerken, tiyatroya çöreklenmiş ‘gerilla’ artıklarının Bizans entrikaları kulisleri çürütmekle meşgul.

17 yıldır edebi kurula çöreklenmiş bir Refik Erduran vardı. Bu zat, 7 Haziran seçimlerinin ertesi günü sevinç çığlıkları atıyor ‘Artık çok daha ferah atmosfer için kolları sıvama vaktidir’ diyordu. Ferah atmosferden kasıt ne mi? Devletin koridorlarında dilediğin gibi at koşturabilmek... Tiyatroya mütedeyyin insanları yaklaştırmamak... 20 yıldır oynanmayan Nuri Pakdil’in ‘Umut’ adlı oyununu mümkünse bin yıl daha ötelemek... Seyircinin ağlayarak salondan çıktığı ve hepimizin sevgilisi olan Neşet Ertaş gibi bir ‘yerli’yi anlatan ‘Neşe Derd Aşk’ gibi oyunlara prim vermemek... Sahneyi yabancı yazarların oyunlarıyla doldurmak... Başka?

‘İktidarı ayakta tutmak için ölene şehit değil ... yoluna giden niyazi denir’ diye hakaretler yağdıran Ankara Devlet Tiyatrosu oyuncusu Tuncer Yığcı gibi tiplere yıllık primlerini ödeyebilmek için olmasın bu ‘ferah atmosfer’ özlemi?